fbpx

HAYALLER GERÇEĞE ALİAĞA GELECEĞE

Başkana Ulaşın

Nasıl Bir İzmir Hayal Ediyorum?

İzmir’in kaderi Türkiye’nin kaderidir.

Türkiye’miz bulunduğu coğrafya itibariyle çok talihli bir ülke. Türkiye’nin bu talihi kendisi için aynı zamanda birtakım zorlukları da içinde barındıran bir tarihî duruşu beraberinde getirmiş. Medeniyetlerin uğrak noktası olması bir tarafta, çok zengin ve verimli topraklara sahip olduğu gibi, stratejik öneme sahip bazı maden yataklarına sahip olması diğer tarafta. Ayrıca komşu ve kardeş olduğu topraklar da benzer bir tarihî geçmişe ve öneme sahip. Onun için de bu coğrafya her daim başkalarının göz diktiği bir coğrafya olagelmiş. Bunu hem tarihimizden biliyoruz, hem de günümüzde bizzat yaşayarak şahitlik ediyoruz.

Ülkemizin bazı şehirleri var, ülkenin kaderiyle o şehirlerin kaderinin neredeyse birlikte yol aldığı. İzmir de bu şehirlerimizden biri. Fazla uzak tarihe gitmeye gerek yok, daha dün sayılacak bir tarihte bu şehrimizle Türkiye’nin kaderi birlikte yaşanmış. Bir varoluş, bir ayakta kalış mücadelesi bu topraklarda İzmir’in kaderiyle birlikte yaşanmış. Hemen hatırlayalım İstiklâl Mücadelesinin başlangıcı İzmir’in işgaliyle aynı tarihe rastlıyor.15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edildikten sonradır Anadolu’da mukavemetin başlatılması için İzmirde Hasan Tahsin düşmana ilk kurşunu attıktan birkaç saat sonra İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile Mustafa Kemal Paşa Samsun’a yola çıkmıştır.  Ve İstiklâl Mücadelesinin sona ermesinin tarihi de İzmir’in işgalden kurtarıldığı 9 Eylül’dür. İzmir’i merkeze koyarak yapılan bir İstiklâl Mücadelesi okuması “İzmir işgal edildi, Anadolu’da mukavemet başlatıldı. İzmir işgalden kurtarıldı, İstiklâl Mücadelesi sona erdi” şeklinde bir resim ortaya koyabilir. Tabii ki sadece İzmir’in işgali değildir Anadolu’da mukavemeti başlatan. Anadolu’nun dört bir tarafı yedi düvel tarafından işgal edilmeye çalışıldı, hatta bazı şehirlerimiz İzmir gibi işgale de uğradılar. İzmir’in işgali bıçağın kemiğe dayandığı noktadır şeklinde de bakabiliriz meseleye. Burada tarih çözümlemesi yapmayacağız tabii ki. Gerekli olduğunda o da yapılır, ama mesele İzmir’in kaderinin bu ülkenin kaderiyle olan bitişikliğine dikkat çekmek.

İzmir Cumhuriyetin kurulmasından itibaren önemi her geçen yıl artan şehirlerimiz arasında başı çekmiştir. Uzun yıllar da İzmir bu önemini korumuştur. Cumhuriyetin kurulmasının ardından ilk İktisat Kongresi İzmir’de yapılmıştır mesela. Ve Kongrede çok önemli kararlar alınmıştır. Alınan bu önemli kararlara İzmir’in kısa zamanda intibak edebilmesi sayesinde şehir önemine bir kat daha önem katmıştır. Ticarette önemini, medenilikte ilk şehirler arasında olma ayrıcalığını başka şehirlere yıllarca kaptırmamıştır İzmir. Fakat bugün İzmir bırakın daha önceki yılları 1960’lı, 1970’li yıllardaki seviyesini bile arar hale gelmiştir. Öyle zamanlar olmuştur ki, sadece bölgedeki şehir ve kasabaların insanları değil, İzmir’e uzak sayılan şehir ve kasabaların insanları da o yıllarda İzmir Fuarı’nın açılmasını dört gözle bekler olmuşlardı. Çünkü İzmir Fuarı hem ticaret açısından, hem kültür sanat açısından birçok yeniliğin sergilendiği, birçok yeni ürünün müşteri huzuruna çıktığı çok önemli bir pazardı. Fuar süresince İzmir eğlencenin de merkezi haline gelirdi. Onun için de fuar süresince Türkiye’nin en büyük sanatçıları İzmir’e gelir ve fuarda sahne alırlardı. Tamam zaman ve ortam 1960’lı, 1970’li yılların zamanı ve ortamı değil. Türkiye’de değişen her şey gibi fuar anlayışı da, müşteri huzuruna yeni ürün çıkarma anlayışı da kökten değişti. Bunu biliyor ve kabul ediyoruz. Kabul etmekte zorlandığımız husus İzmir’in bu değişimlere ayak uyduramamasıdır. Basiretsiz ve ufku dar yerel yöneticiler tarafından İzmir’in bu değişimlere ayak uydurması temin edilememiştir. Bunu da görmemiz gerekiyor.

Şehrimiz İzmir’in bir cazibe merkezi şehir haline gelmesi haliyle bu şehre göçü de beraberinde getirdi. İzmir’e göçe karşı olduğum sanılmasın, aksine bu şehre yapılacak göçün şehrin kaderini, şehrin ekonomisini, şehrin hareketini olumlu etkileyeceğine inananlardanım. Basiret sahibi, ufku açık yöneticiler elinde bu şehir Türkiye’nin en önemli ticaret ve kültür – sanat şehirlerinden biri haline getirilebilirdi. İşte İzmir’e göçün başladığı tarihlerdeki yöneticilerin basiretsizliği ve ufuklarının darlığı İzmir’i bugünkü haline getirmiştir. İzmir bugün neredeyse yaşanmaz hale getirilmiş bir şehrimiz olmuş çıkmıştır. Özellikle kış aylarında veya yağışlı havalarda İzmir’i sel basmaktadır. İzmir’in bu içler acısı halinin en büyük müsebbibi basiretsiz ve kifayetsiz yerel yöneticilerin yanlış şehirleşme uygulamalarıdır. Bırakın düzgün bir şehirleşme projesi yapacak ve o projeyi uygulayacak bir yerel yöneticiyi, şehirleşme konusunda bilgi verecek insanları dinleyenini bile bulmak neredeyse samanlıkta iğne aramak kadar zorlu bir haline gelmiştir geçmişte. Günü kurtaracak, mevzi tedbirlerle meseleyi çözmeye gayret eden yerel yöneticiler yüzünden bugün İzmir yaşanması en zor şehirlerimizden biri haline getirilmiştir.

Su ve kanalizasyon sorununun en fazla yaşandığı şehirlerin başında maalesef güzel İzmir’imiz geliyor. Yağmur biraz fazla yağdığında yüreğimiz ağzımıza geliyor, bu yağmur İzmir’imizin hangi mahallesini vuracak, o mahallede hangi evler, hangi işyerleri sular altında kalacak diye. Hatta Allah göstermesin bu yağmur acaba vadesi gelen hangi vatandaşımızı aramızdan alacak diye de endişe etmekten kendimizi alamıyoruz. İzmir gibi bir şehirde böylesine bir trafik sorununun yaşanmasını anlamakta her geçen gün biraz daha zorluk çekiyoruz. Yerel yöneticilerimizin beceriksizliği, basiretsizliği, ufuk darlığı yüzünden yaşıyoruz bu kadar yoğun trafik sorununu. Kaç dönemdir bu şehri aynı zihniyetin, aynı partinin belediye başkanları yönetiyor. Hadi ilk 5 yılda İzmir’in sorunlarını tespit etmekle vakit harcadınız diyelim. Peki sonraki 5 yıllarda ne yaptınız? Hangi planlamaları yaptınız? Hangi sorunun çözümü için proje geliştirdiniz? Bundan 15 yıl önce de İzmir’in su ve kanalizasyon sorunu vardı, şimdi de var. Üstelik sorun artarak büyüyor. Bundan 15 yıl önce de İzmir’in trafik sorunu vardı, şimdi de var. Üstelik trafik sorunu daha da artarak büyüyor. Birazcık basiret sahibi olsalar, çok küçük de olsa ufukları açık olsaydı bu zihniyetin ve bu partinin belediye başkanları sorunları tümüyle çözemeseler de hiç değilse birazcık olsun küçültürlerdi. Sorunları küçültmek şöyle dursun daha da büyüttüler. Şehrin ihtiyaçları arttığı için sorunların altından kalkamıyorlar güya. Şehirdir, tabii ki ihtiyaçları artacak. Üstelik şehrin ihtiyaçlarını karşılamak, bu şehre hizmet etmek, şehir için hizmet üretmek için şehri yönetmeye talip olmuşsunuz. İhtiyaç arttı diye hizmet etmekten, hizmet üretmekten geri durmak için mi yönetiyorsunuz bu şehri? Oysa İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin imkânları ve bütçesi birçok bakanlıkta bile yok. Siz yeter ki sorun çözecek olun imkân da bulunur, sorunu çözecek plan da. Şehrimizin yöneticileri İzmir’in sorunlarıyla uğraşacak yerde, İzmirlinin hayat tarzı tehlikede çanları çalmakla meşgul oluyorlar. Tamam, hayat tarzı dediğimiz şey tabii ki çok önemli. İzmir’de de böyle bir tehdit söz konusu bile değil. Ne geçmişte böyle bir tehditle karşı karşıya kaldı İzmir, ne de şimdi böyle bir tehdide maruz kaldı. Üstelik İzmir’in geçmişi her dinden, her anlayıştan insanın bir arada ve birlikte barış içinde yaşaya geldiği bir örnek sergiliyor.

Merkezi Hükümetin çözmek istediği sorunlar için geliştirdiği bazı plan ve projelerin hayata geçirilmesini engellemek için ellerinden geleni ardına koymamak bu şehre yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Halbuki bazı sorunların çözülebilmesi için Merkezi Hükümeti zorlayacak olan bu şehrin yöneticileri olmalıydı. Merkezi Hükümet hiç değilse şehri bir müddet rahatlatacak projeler uygulamaya koymak istedi, İzmir’in yerel yöneticileri bu projeleri engellemek için kırk dereden su getirdiler. Sizin düşmanlığınız Merkezi Hükümete mi, yoksa hasbelkader bu şehirde yaşayan insanlara mı? İzmir bu kötülükleri hak etmiyor.

İzmir Türkiye’nin üçüncü büyük şehridir, nüfus olarak sırasını korumakla birlikte şehircilik olarak çok daha geride kalmıştır ne yazık ki. Bu meselede de yerel yöneticilerin projeler geliştirip uygulanabilmesi için kırk takla birden atması gerekiyor. Bu yapılamazsa eğer İzmir şehrimiz bugün bulunduğu noktadan da daha aşağı durumlara düşer. Hiç de layık olmadığı bir seviyeye iner. Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olarak hiç değilse ticaretin en büyük ikinci şehri durumuna gelebilir İzmir. Çünkü ikinci büyük şehrimiz Ankara Başkenttir ve ticaretten daha çok yönetimin merkezi olmak durumundadır. Zaten öyle de olmalıdır. İstanbul’dan sonra İzmir ticaretin ikinci büyük şehri, Türkiye ekonomisinin en önemli çarklarından biri olmak zorundadır. Bunu başarabilecek olanlar da yine bu şehrin yerel yöneticileridir. Onun için İzmir’in kaderini değiştirmek aynı zamanda Türkiye’nin de kaderini değiştirmektir bir bakıma.

Yağmur yağdığında yüreğimizin ağzımıza gelmediği, su ve kanalizasyon sorununu çözmüş bir İzmir hayal etmek o kadar mı zor? Hayır, hiç de zor değil. Bunu başarabilmek için birazcık feraset, birazcık basiret, birazcık ufuk genişliği ve çokça da çalışmak yeter de artar bile. Keza trafik ve ulaşım sorununu çözmek için de yeterli bunlar. İzmir’in ne derdi varsa sadece bunu kabullenip hal çaresine bakmanın yolunu aramak başlangıç için yeterli. Ondan sonrası ise çalışmak, çalışmak ve yine çalışmaktan geçiyor. Bu şehrin insanlarına hizmet etmek için yola çıkmak gerekiyor. Hizmet için yola çıkarsanız, görünür, görünmez tüm yardımcıları yanı başınızda, omuzlarınızın hizasında bulacaksınız.

Sadece bismillah deyip yola çıkmak gerekiyor.