fbpx

HAYALLER GERÇEĞE ALİAĞA GELECEĞE

Başkana Ulaşın

Çanakkale Zaferi’nin 103. Yılı

“Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi”

Âdeta her santimi şehit kanlarıyla sulanarak bereketlenmiş cennet vatanımızın, aziz milletimizin bir varoluş destanı olan Çanakkale Zaferi yedi düvele Türk’ün tüm imkânsızlıklara rağmen hayatta kalma azmi ve istidadını gösteren bir başarının sembolüdür. Genelkurmay Başkanlığımız tarafından Şehitler Günü olarak ilan edilen 18 Mart Türk yurdunu parçalamaya gelen, bu yurdun payitahtını ele geçirip işgal etmek isteyen müstevlilere indirilmiş en ağır darbelerden biridir. Unuttuğumuz, daha doğrusu bize unutturulmaya çalışılan Kût’ül Ammare gibi zaferlere nazaran Çanakkale, özellikle de İstiklâl şairimiz merhum Mehmet Akif’in şiiri sayesinde aziz milletimizin hafızasına silinmez bir biçimde kazılmış, âdeta hafızamıza mıh gibi çakılmıştır.

Türk yurdunu işgale gelenler Merhum Mehmet Akif “Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm –ı beşer, / Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer” mısralarıyla anlatmasını yeterli görmemiş ve işgale yeltenenleri bir de “Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz… / Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.” Mısralarıyla tasvir ediyor. Sömürmek için işgale gittiği topraklara “medeniyet götürme” maskesini kullanan emperyalistler günümüzde de benzer bir maskeyi kullanmaya devam ediyorlar: Demokrasi. İşgal ettikleri topraklara “demokrasi götürdükleri” maskesini kullanan aynı emperyalist güçler, son 15 yılda 15 milyondan fazla Müslüman kardeşimizi katlettiler, katletmeye devam ediyorlar. Merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; / O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz –ı beşer…”

Gelibolu’da karşılıklı siperler arasındaki mesafenin 8 metreye kadar düştüğü bir mahşerde cereyan etti Çanakkale Savaşları. Türk siperlerinde mevzilenen Mehmetçiklerimizin Kur’an okumayı bilenler Kur’an okuyarak, bilmeyenler kelime –i şehadet getirerek cennete gitmeye, şehit olmaya hazırlanıyorlardı. Biraz sonra çıkan müsademede de birinci mevzideki Mehmetçiklerimizin hepsi şehit olmasına rağmen merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle “İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.” bir dirayet ve cesaret timsali olarak tarihe altın harflerle kazıdı ismini. Çünkü o Mehmetçik Akif tarafından “Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?” mısraıyla övülmüş bir askerdir. Gelibolu’da, Seddülbahir’de, Kilitbahir’de sadece Çanakkale’yi değil, başta Türk yurdunun payitahtı İstanbul olmak üzere tüm Osmanlı coğrafyasını, tüm İslâm topraklarını, Şam’ı, Halep’i, Bağdat’ı, Kudüs’ü, Mekke – Medine’yi savunduğunu bilmektedir. Cephenin her tarafı âdeta “Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar… / O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, / Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, / Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!” manzarası sergilemesine rağmen, geride bıraktığı eşine yazdığı mektupta şehit olması durumunda “Ardımdan sesli olarak ağlamayın. Mihr –i müeccelimi alasın ve onu fukaraya dağıtasın” talebini iletebilecek kadar da rikkat ve metanet sahibi bir askerdir Mehmetçiğimiz.

Avusturalya’dan, Hindistan’dan, hatta Kanada’dan yedi düvelin askerlerine karşı kahramanca, şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz toprakları savunan Mehmetçiklerimizden ne yazık ki 250 binden fazlasını şehit verdik. Çanakkale’de âdeta İstiklâl sonrası kurulacak olan Türkiye’yi inşa edecek okumuş insanlarımızın kısm –ı âzâmını kaybettik. Bu aziz vatanın geleceği olan okumuş insanlarımız yedi düvele Türk’e zincir vurulamayacağını, Türk yurdunun işgal edilemeyeceğini şehit olarak gösterdiler. Merhum Akif’in ifadesiyle “Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana… / Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.” Mehmet Akif Çanakkale Savaşlarında şehit düşen aziz milletimizin evlatlarını istidadının tüm imkânlarını kullanarak övmüş, ama bunun yetersiz kaldığını da ifade etmekten çekinmemiştir:

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni târîhe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.”

Hiçbir asker için bu denli övgü dolu ifadeler kullanılmamıştır. Bir milletin tarihini, kaderini değiştiren hadiseler silsilesinin ilk sırasında yer alır Çanakkale Zaferi. Bu kadar önemli olmasına rağmen, yine de gerektiği gibi değerlendirildiğini söylemek biraz zor geliyor. Mehmet Akif’in Çanakkale şehitlerini anlattığı bu şiir yazılmasaydı, bu şiir aziz milletimizin hafızasına bir mıh gibi çakılmasaydı, birçok cephede savaşmamıza rağmen, o cephelerde kazandığımız zaferleri unuttuğumuz gibi muhtemelen Çanakkale Zaferini de unutabilirdik. Kabe’yi mezar taşı olarak bu aziz şehitlerimizin başına dikmek isteyen Mehmet Akif, gece mehtabı şehidin yanına getirerek türbedâr olarak “ta fecre kadar bekletmek” ister ve bir özür gibi görünen asıl müjdesini verir şehitlerimize:

“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.”

Çanakkale Zaferinin 103’üncü yıldönümü bugün. Bu zafer aziz Türk Milleti’nin ve cennet vatanımızın ilelebet payidar olmasını temin edecek olan ilk adımlardan biridir Birinci Dünya Savaşı’nda. Zafer kutlanırken, Çanakkale şehitlerine yazdığı şiir dolayısıyla bu zaferin ilelebet hafızamızda kalmasına vesile olan İstiklâl Şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’u da hayırla yad etmek boynumuzun borcudur. En başta da 250 binin üzerindeki aziz şehitlerimizi yad etmemiz gerekir.

Bu duygularla Çanakkale Zaferi’ni tebrik ederken, aziz şehitlerimizin muhterem hatıraları karşısında da saygıyla eğilerek hatıralarını yad ediyorum.

Selam ve hürmetlerimle….

Serkan ACAR